Aralık - 2018 (Cilt: 7 - No: 14)
1
:
Kapak, Künye, İçindekiler
Kapak, Künye, İçindekiler Tam Metin Detay
2
:
Stoacı Duygu Kuramının Ontolojik Ve Epistemik Temelleri
Aslı YAZICI, Sedat YAZICI
Felsefe tarihçileri Stoalılar’ın duyguları “yargılar” olarak tanımladığında hemfikirdirler. Bu nedenledir ki çağdaş duygu felsefesinde Stoacı duygu açıklaması bilişselci duygu kuramları altında sınıflandırılır. Gerçekten de Stoalılar duyguları “yanlış yargılar” olarak görüler. Onlara göre yaşamın amacı doğaya ve akla uygun yaşamaktır. Bu tür bir yaşam ancak insan ruhunu duyguların bozucu ve yıkıcı etkilerinden arındırarak mümkündür. Duygular, onların kuramına göre, insan doğasını aşan aşırı arzular oldukları için insanın iç huzurunu ve mutluluğunu bozan “ruhun hastalıklarıdır.” Ancak, Stoa felsefesinde ontolojik ve epistemik temelden başlamak üzere duyguların ahlak alanında yapıcı rolüne ilişkin önemli değerlendirmeler mevcuttur. Bu makalenin amacı Stoalılar’ın duygu açıklamasını fizik, psikoloji, ahlak ve epistemoloji alanlarında geliştirdikleri temel kuramlar ve kavramlar çerçevesinde ele alarak onların kuramının pozitif yönünü açıklamaktır. Bunu yaparken Stoalıların “duyguların terapisi” yöntemini nasıl kullandıklarını göstermeye çalışacağız.
Stoacı Duygu Kuramının Ontolojik Ve Epistemik Temelleri Tam Metin Detay
3
:
Han Feizi Düşüncesinin Politik Temelleri “Yasa” ve “Düzen”
İlknur SERTDEMİR DIAGNE
Antik Çin’de felsefenin doğduğu Doğu Zhou Hanedanlığı (M.Ö.770-M.Ö. 221), toplumsal düzenin sağlanmasında birbirinden farklı öğretilerin açıklandığı bir dönemdir. Savaşan Beylikler Dönemi (M.Ö. 476- M.Ö. 221)’nde yaşayan Han Feizi (M.Ö. 280-M.Ö 236), Çin’de ortaya çıkan düşünce akımlarından olan ve Yasacılar olarak da bilinen Fa ekolü ilkelerini bir araya getiren ve bu ilkeleri kanuna dayalı politik bir sisteme bağlayan düşünür olarak anılır. Han Feizi öğretisini diğer öğretilerden farklı kılan özellik ise, toplumsal düzenin sağlanması yolunda katı kurallara dayanan anlayışıdır. Han Feizi’ya göre, ülkeye hakim olan savaşlar ve savaşların yol açtığı kaos sürecinin esas kaynağı, siyasal otoritenin sarsılmasıdır. Bu bağlamda ülke bütünlüğünün yeniden oluşması, ancak ve ancak “yasa” temelli bir yönetim şeklinden geçer. Böylesi bir düzen, hanedanlıktan halka kadar her kesime ulaşmalı; belirlenen yasaklar, eşitlik ve adalet prensibine göre uygulanmalıdır. Aynı zamanda yasaklara uyanlar ödüllendirilmeli; uymayanlar cezalandırılmalıdır. Çünkü Han Feizi düşüncesinde egemenliğin devamlılığı esastır. Bu nedenle Han Feizi öğretisi, sonraki dönem hanedanlık yönetimi üzerinde oldukça etkili olmuştur ve aslında Çin, tarihsel süreci boyunca Fa ekolü ilkelerine göre yönetilmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada, Han Feizi öğretisindeki farkın “ne” olduğunu detaylı olarak incelenecek ve “yasa” temelli bir toplumsal düzene dayanan politik görüşün asıl kaynağı analiz edilecektir.
Han Feizi Düşüncesinin Politik Temelleri “Yasa” ve “Düzen” Tam Metin Detay
4
:
H. Marcuse: Toplumsal Bir Umut Olarak Eleştiri
Erdal İSBİR
Frankfurt Okulu, Weimar Cumhuriyeti’ni desteklemek ile Bolşevik Devrimi’ni sosyalist hareketin lideri kabul etmek arasında sıkışıp kalmış Marxizmi, yeniden canlandırmak amacını taşır. Bunun için geliştirdiği, eleştirel teori, tarihsel materyalizmi yeniden temellendirmeyi dener. Horkheimer ve Adorno’nun denemeleri, toplumsal değişime yönelik bir karamsarlıkla sonuçlanır. Oysa Marcuse, onların aksine, eleştiriyi, toplumsal bir umut olarak ortaya koymak ister. İşte bu çalışmada, Marcuse’un toplumsal değişime dair umudunun felsefi dayanakları tartışılmak istenmektedir. Marcuse, toplumsal değişime dair umudunu, bilincin özgürlüğüne ve gücüne dayandırır. Bu nedenle, bilincin özgürlüğünü ortaya koymak için, tarihsel materyalizme fenomenolojik bir temel arar. Önce Heidegger ile Marx’ı uzlaştırmaya çalışsa da daha sonra fenomenolojiyi tarihsellikle uyuşturan asıl kaynağa, yani Hegel’e geri döner. Hegel’e referansla, bilincin özgürlüğünün gizli bir güce sahip olduğunu ancak uygarlık tarihi boyunca bu gücün bastırıldığını iddia eder. Bilincin özgürleştirici gücünün bastırılmasını, Freud’a referanslarla gösteren Marcuse, bu açıdan da psikanaliz ile Marxizmi yakınlaştırır. Hegel ve Freud yorumlarıyla, tarihsel materyalizmi yeniden temellendiren Marcuse, bilincin özgürlüğünü eleştirinin kökeni olarak kabul eder. Yine bu çalışmada, Marcuse’un bu kabulden hareketle, toplumsal değişime dair nasıl bir reçete sunduğu ve bu reçetenin içeriğindeki imalar ele alınmaktadır.
H. Marcuse: Toplumsal Bir Umut Olarak Eleştiri Tam Metin Detay
5
:
The Ethical Significance of Literature: Moving Beyond the Moralism versus Autonomism Debate
Murat ÇELİK
The last twenty years have seen a growing interest in the ethical value and ethical significance of literature. Some argue that literary works have moral affects on their readers while some others claim that literature can be approached only from an aesthetical point of view. If literary works have such an effect on the reader, the question is how do they achieve this function? What differs them from other kinds of texts? In this paper my aim is to reveal the peculiar ethical significance of literary works. In order to achieve this aim, I will argue that these works should be approached as fictional and aesthetic texts. Hence, I will also side with autonomist who defends the aesthetic and fictional autonomy of literary works. I will try to show that moralism and autonomism do not have to be formulated as rival camps, rather one can defend the ethical significance of literature by staying in the autonomist sphere. Moreover, one has to stay in the autonomist sphere if she wants to understand the peculiar ethical power of literature; the ethical power of literature as literature.
The Ethical Significance of Literature: Moving Beyond the Moralism versus Autonomism Debate Tam Metin Detay
6
:
Dolaysız Çıkarımlar ve Tasım
Jules LACHELIER, Çeviren: Arman Besler
Geleneksel terim mantığının standart indirgeme kuramında, birinci tasım şeklindeki geçerli kipler ayrıcalıklı bir statü taşırlar. Çünkü diğer iki (veya üç) tasım şeklindeki (geçerli) kiplerin geçerliliği, birinci şekilden kipler ve bazı tasım-altı yani dolaysız çıkarımlar kullanılarak tanıtlanırken, birinci şekilden kiplerin geçerliliği bu indirgeme planının tamamen dışında kalan bir ilkeye – geleneksel adıyla dictum de omni et nullo’ya – dayanır. Immanuel Kant, Eleştiri öncesi dönemindeki bir yazısında (Kant 1762), bu olgudan hareketle, yalnızca birinci şekilden kiplerin arı akıl yürütme biçimleri olduklarını, diğer üç şeklin ise tasım kuramına yanıltıcı bir karmaşıklık getirdiğini savunmuştur. Fransız felsefeci Jules Lachelier ise, bu çalışmasında, Aristoteles’in meşru saydığı ilk üç tasım şeklinin her birinin kendine özgü ayrı bir ilkede zeminlendiğini ve dolayısıyla bu şekillerdeki geçerli kiplerin her birinin (bir anlamda) arı bir akıl yürütme biçimi oluşturduğunu savunmaktadır. Ama daha önemli olarak Lachelier, kendi kategorik önerme anlayışına dayanarak, standart indirgemelerde bir kısmına başvurulan, görünüşte iki terimli ve tek öncüllü (yani dolaysız) olan çıkarımların, aslında kılık değiştirmiş iki öncüllü ve üç terimli çıkarımlar, yani düpedüz tasımlar olduklarını ve üç tasım şekline ait aynı ilkelerde zeminlendiklerini göstermektedir. Ayrıca Lachelier, tasım şeklinin içlemsel zemini fikrini, ayrı bir dördüncü şeklin geleneksel inkârı için bir gerekçe olarak kullanmaktadır.
Dolaysız Çıkarımlar ve Tasım Tam Metin Detay
7
:
Bir Felsefi Danışmanlık Yöntemi Olarak Nermi Uygur’un Bunalımıyla Hesaplaşması
İlker ALTUNBAŞAK
Seksenlerin başında, Avrupa’da, yeni bir felsefe yapma biçimi olarak felsefi danışmanlığın ortaya çıktığını görüyoruz. Çok geçmeden de, felsefi danışmanlık, psikolojik danışmanlığa alternatif bir uygulama olarak görülmeye başlandı. Felsefi danışmanlık, sıradan insanın günlük hayatında karşılaştığı sıkıntılarını, onun kişisel felsefesini örtük olarak ifade ettiği varsayılan “dünyagörüşünü” -ki, bu felsefi kendini soruşturmanın ana konusudur, - yorumlama yoluyla ele alır. Fakat bu, psikolojik yorumlardan nasıl farklılıklar gösterir? Mesleklerinin kuramsal ve kavramsal çerçevesini oluşturmaya çalışan felsefi danışmanların yanıtlaması gereken en kritik soru budur. Felsefi danışmanlık, eğer, alternatif bir danışmanlık uygulaması olduğu iddiasına sahipse, felsefi danışmanların, danışmanlık alanlarını ve yöntem veya tekniklerini açıkça belirlemeleri gerekir ki bu mesleklerinin meşruiyeti açısından da hayati öneme sahiptir. Bu noktada, çalışma, Nermi Uygur’un kendi bunalımıyla başa çıkma yönteminin felsefi danışmanlığa, psikolojik yüklerden uzak bir kavram (bunalım) etrafında bir yöntem sağladığı iddiasındadır. Uygur, bunalımı ile olan hesaplaşmasını Bunalımdan Yaşama Kültürü adlı yapıtında dile getirir. Bu yapıt, felsefi danışmanlığın kuram, kavram, yöntem, yaklaşım ve teknikleri göz önünde bulundurularak dikkatle okunduğunda, Uygur’un bunalımdan yaşama kültürüne doğru yolculuğunda, kendi içinde geçirdiği aşamaların, benzer sıkıntı, sorun veya bunalımı yaşayan bir danışana yardım amacıyla bir felsefi danışmanın izleyebileceği yol ve kullanabileceği yöntem, yaklaşım ve tekniklerle benzerliklere sahip olduğu kolaylıkla görülür. Başka bir deyişle, bu yapıtta, Uygur, bir bunalım yaşarken kendine felsefi danışmanlık uygulamakta veya kendisi bir felsefi danışman olarak bir bunalım yaşayan kişiye danışmanlık yapmaktadır
Bir Felsefi Danışmanlık Yöntemi Olarak Nermi Uygur’un Bunalımıyla Hesaplaşması Tam Metin Detay
8
:
A. N. Whitehead: Bir Ayrıştırma Deneyimi Olarak Modernite Eleştirisi
Muammer ÇOBAN
Bu makale, A. N. Whitehead’in, deneyim kavramı üzerinden, modernite ve on yedinci–on sekizinci yüzyıllar bilimsel evren tasarımlarına getirdiği eleştirileri açımlamayı hedeflemektedir. Whitehead’e göre geleneksel felsefelerin töz-nitelik ayrımı ve bunun modern-kartezyen dönüşümleri varlığın varlıkla olan tüm ilişkilerini kesintiye uğratmıştır. Dahası, on yedinci yüzyılın sonunda, fizik bilimindeki gelişmeler, felsefenin önemini geri plana iterken, usun dış dünyayla olan ayrılığını kesinler. Dönemin soyutlamalara dayalı gerçeklik tasarımı, usun bir ürünü olarak ortaya çıkan bu soyutlukların somutlukmuş gibi algılanmasına yol açarken geriye kalan her şey anlamsızlığın alanına itilir. Böylece doğa cansız, renksiz, amaçsız bir karşıtlık haline dönüşür. Deneyim kavramı ise özü bakımından anlaşıldığında, bir şeyin salt deneyimlenmesi değil bütün dünyanın deneyim olarak kavranmasıdır. Böyle bir etkinlikte her bir deneyim damlası diğer tüm deneyim damlalarıyla karşılıklı olarak ilişki içindedir. Organizma Felsefesi için, oluşturulan bu deneyimsel bütünlük, evreni meydana getiren en temel yapıyı ifade eder.
A. N. Whitehead: Bir Ayrıştırma Deneyimi Olarak Modernite Eleştirisi Tam Metin Detay
9
:
Edward Said’in “Mekânsal Dönüş”e Katkısı
Pınar YURDADÖN ASLAN, Nuri YAVAN
Kökleri 1970’lere uzanan ve doruk noktasına 1990’larda ulaşan “Mekânsal Dönüş” (Spatial Turn) süreci bir girişim ve geçici bir ilgiden öte mekâna ilişkin ve mekânla ilişkili çalışmalarda esaslı bir yol değişikliği yaratmıştır. Bu süreç beşeri coğrafyanın sosyal teori ile yakınlaşma süreci olarak önceki dönemlerden farklı bir “mekân” tartışmasını içermektedir. Diğer yandan aynı süreci sosyal/beşeri bilim alanında “mekân”ı ortak bir araştırma nesnesi olarak gören disiplinlerin yakınlaşması, “mekânda buluşması” olarak da görmek mümkündür. Edward Said ise postkolonyal çalışmalar ve kültürel çalışmalar alanında mekânsal dönüşün başlıca müellifi olarak görülebilir. Said, kendi yaşam öyküsüyle dolayımladığı ilksel yaklaşımları ve coğrafi habitusunun öne çıkan varlığıyla ortaya koyduğu çeşitli kavramsallaştırmalarıyla (başlıcası “hayali coğrafyalar”) döneminin siyaset ve kültür anlayışına devrimsel bir katkıda bulunurken, aynı zamanda beşeri coğrafyanın da ihtiyaç duyulan güncel tartışmalara açılım imkânını yaratmıştır. Bu imkân sadece beşeri coğrafyaya yönelik olmayıp, mekân(sal)a yönelen ilgi ile dönemin eleştirel coğrafi perspektiften yoksun gelişen düşün alanı için de geçerlidir. Buradan hareketle mevcut Türkçe beşeri coğrafya literatürünün Said’in çalışmalarına yönelik farkındalığını artırmak ve mekânsal dönüşe olan katkısını görünür kılmak bu çalışmanın başlıca amacıdır. Bu bağlamda yöntembilimsel bakımdan Said’in Şarkiyatçılık (Orientalism-1978) ve Kültür ve Emperyalizm (Culture and Imperialism- 1993) isimli çalışmaları temel referans kaynaklar olarak seçilmiş olup, bu kaynaklar çeşitli makaleler, yazara ve yazınına ilişkin diğer akademik metinler, görüş ve notlarla desteklenmiştir. Yapılan değerlendirmeler ile Said’in “insanın yalnız kendi tarihini değil coğrafyasını da yaptığı” yönündeki yaklaşımıyla mekânın yapısal ilişkisel üretimi ortaya konmakta, kimlik ve hafıza ya da rasyonel olgular ile yüklenen toplumsal inşası anlamlandırılmaktadır. Ayrıca hegemonya ve iktidarın –tıpkı Doğu ve Batı örneğinde olduğu gibi- mekânsal temsili, temsilin (kolonyal) söylemle iç içe geçen yapısı serimlenmektedir. Sonuç olarak, Said’in coğrafi kavramsallaştırmaları güncelliğini korumakta ve hala küresel-yerel bağlamı tarihsel-coğrafi bir perspektifle açıklamada geçerli olmaktadır.
Edward Said’in “Mekânsal Dönüş”e Katkısı Tam Metin Detay
10
:
Posseible Düşünme Dergisi Sayı 14, Tüm Yazılar
Posseible Düşünme Dergisi Sayı 14, Tüm Yazılar Tam Metin Detay
Makale Arama
Sayı
Anahtar Kelime, Yazar(lar)
Künye
Sahibi / Owner
Ertuğrul Rufayi TURAN
Editör ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü / Editor
Ertuğrul Rufayi TURAN
Editör Yardımcıları / Assistant Editors
Emrah AKDENİZ
Ömer Faik ANLI
Yayın Kurulu / Editorial Board
Ahmet İNAM
(Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
Erdal CENGİZ
(Ankara Üniversitesi)
Kurtuluş DİNÇER
(Hacettepe Üniversitesi)
Ertuğrul Rufayi TURAN
(Ankara Üniversitesi)
Sedat YAZICI
(Çankırı Karatekin Üniversitesi)
Emrah Akdeniz
(Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi)
Senem KURTAR
(Ankara Üniversitesi)
Seyit COŞKUN
(Ankara Üniversitesi)
Ömer Faik ANLI
(Ankara Üniversitesi)
Danışma Kurulu / Board of Consultants
A.Kadir ÇÜÇEN
(Uludağ Üniversitesi)
Ayhan SOL
(Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
Barış PARKAN
(Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
Besim DELLALOĞLU
(Sakarya Üniversitesi)
Cemal GÜZEL
(Hacettepe Üniversitesi)
Çetin TÜRKYILMAZ
(Hacettepe Üniversitesi)
Elif ÇIRAKMAN
(Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
Erdinç SAYAN
(Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
Güçlü ATEŞOĞLU
(Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)
Gülay ÖZDEMİR AKGÜNDÜZ
(Bingöl Üniversitesi)
Güzin YAMANER
(Ankara Üniversitesi)
Halil TURAN
(Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
Harun TEPE
(Hacettepe Üniversitesi)
Hüseyin Gazi TOPDEMİR
(Muğla Üniversitesi)
Kubilay AYSEVENER
(Dokuz Eylül Üniversitesi)
M.Cihan CAMCI
(Akdeniz Üniversitesi)
Melih BAŞARAN
(Galatasaray Üniversitesi)
Nazile KALAYCI
(Hacettepe Üniversitesi)
Nilgün TOKER KILINÇ
(Ege Üniversitesi)
Remzi DEMİR
(Ankara Üniversitesi)
R. Levent AYSEVER
(Dokuz Eylül Üniversitesi)
Serpil SANCAR
(Ankara Üniversitesi)
Yasin CEYLAN
(Orta Doğu Teknik Üniversitesi)
Zeynep DİREK
(Koç Üniversitesi)
M. Murat YÜCEŞAHİN
(Ankara Üniversitesi)
Vefa Saygın ÖĞÜTLE
(Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi)
Sekreterya / Secretariat
Zeynep İrem ÖZATAY
Yazışma Adresi / Mailing Address
Ankara Üniversitesi,
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümü, Ankara

Posseible Düşünme Dergisi hakemli bir dergidir. Yılda iki sayı olmak üzere elektronik ortamda yayınlanır. Posseible Düşünme Dergisi 2016 yılından itibaren The Philosopher's Index tarafından dizinlenmektedir.
ISSN: 2147-1622
editor@posseible.com
www.posseible.com
Tel: 0 312 310 3280 / 1232 – 1233
Posseible Düşünme Dergisi - editor@posseible.com
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki dökümanlar izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. © 2012
Web Tasarım